Kadın Doğumda Çalışan Bir Gebe ve Takibini Yapan Ben
Hastanemizde çalışan, enerjisi yüksek, güler yüzlü bir kadın… Uzun zamandır anne olmanın hayalini kuruyordu. Kadın doğum servisinde çalışıyor olması ise ona bu isteğini her gün hatırlatıyordu. Her sabah serviste doğan bebeklerin sesiyle gözleri doluyor, her ultrason odası önünden geçerken içinden “Ben de bir gün...” diyordu.
Ve o gün geldi. Gebe kaldığını öğrendiği sabah gözlerindeki parıltı hâlâ aklımda. Hem gebeydi, hem de kadın doğumda çalıştığı için en doğru yerdeydi. Ve tabii ki takip için beni seçmişti. O an mutlu muyum, endişeli miyim, açıkçası karar veremedim.
İlk haftalar güzeldi. Heyecanlıydı, çok soru soruyordu ama hepsi yerindeydi. Ancak zaman geçtikçe bu heyecan... nasıl desem... bir tık fazla mı olmaya başladı ne? Her 2-3 günde bir muayene isteğiyle geliyordu. "Hocam bi ultrason yapsak..." diye başlayıp elinde muzip bir gülümsemeyle kapımı aralıyordu.
İlk zamanlar kıyamadım. Sonuçta ikinci gebeliği, hem de sağlık çalışanı… Ama haftalar geçtikçe bu talepler neredeyse rutin hale geldi. Kimi zaman “Bugün olmaz” dediğimde surat asıyor, gün boyunca bana bakmamaya başlıyordu. Takip edememekten değil; ama bu kadar sık yapılan ultrasonların tıbbi olarak bir anlamı yoktu.
Gebelik takipleri normal şartlarda 28. haftaya kadar 4 haftada bir yapılır. 28. haftadan sonra ise iki haftada bire düşer. 36. haftadan itibaren artık haftalık takipler başlar. Bu sadece tıbbi yeterlilik değil, aynı zamanda psikolojik bir denge de sağlar. Aşırı kontrol, bazen kaygıyı daha da artırabilir.
Benimse artık yeni bir stratejiye ihtiyacım vardı. Ona hayır deyip gönlünü kırmak istemiyordum. Sonunda bir fikir geldi aklıma: Her muayene istediğinde bana bir şey ısmarlayacaktı! Kahve olur, tatlı olur… Ne olursa. Şaşırdı ama kabul etti.
İlk başlarda neşeyle ısmarladı. Ama birkaç hafta sonra kendi de fark etti: “Hocam, yeter artık” dedi gülerek. İşte o zaman anladı, belki de bu kadar sık muayene gerekmediğini. Ve bu küçük oyun, ilişkimize zarar vermeden denge kurmamıza yardımcı oldu.
Şimdi 28. haftaya geldi. İşler rayına oturdu. Takiplerimiz düzene girdi. Ama itiraf etmeliyim, onu hasta olarak görmek hâlâ kolay değil. Çünkü her defasında sağlık çalışanını değil, bir arkadaşımı değerlendiriyorum. O sınırı korumak kolay değil. Ama yine de düşe kalka da olsa ilerliyoruz.
Dün ultrason sırasında bebeğinin çok net yüz görüntüsünü yakaladım. O an yüzündeki sevinci görmeliydiniz. Gözleri doldu, elini karnına koydu, “İnanamıyorum hocam bu benim bebeğim mi?” dedi. O kadar mutlu oldu ki, içimden “Keşke bu anı ona hep yaşatabilsem” dedim.
Yakın birini takip etmek zordur. Objektif kalmak, duygusal bağdan sıyrılmak kolay değildir. Ama bir yandan da bu kadar yakından tanıdığın birini sağ salim doğuma ulaştırmak, belki de işin en tatlı yanıdır.
Ve sonunda şunu anladım: Gebelikte sadece tıbbi takip yetmez. Duygusal denge, empati ve bazen de küçük oyunlar… Hepsi bir bütünün parçasıdır. Tıpkı o kahkaha atan, gözleri parlayan sağlık çalışanı gibi.
– Op. Dr. Murat Gökhan Kınaş